20 Mikro Öykü

Uyanmaya başladılar. Başarısız bir aktörü seyreder gibi bakıyorlar şimdi güneşe. Güneş, yağmurun arkasına saklanmış, ebesinin kuşağıyla yaranmaya çalışıyor yerdekilere. Şişmiş suratlarıyla inançsız giderken işlerine, nişan gibi atıyor hamallar yüklerini. Hamallar, evlatları gibi sırtlanıyor ölümsüz semerlerini…

Sevim’in şemsiyesi açık, yağmurun durduğunu farketmemiş. Aklında dün gece ve babasız büyüyen bir çocuğun hayali. İş yerinde, kendisine asılan bir herifi reddetmek zorunda kalacak bugün.

Köşedeki büfede, Selim yemek yerken terini siliyor. Aktardan zencefil aldı az önce, ama yanlış anladı aktarın söylediklerini. Kaynatıp içeceği yerde, kıçına sürecek zencefili. Dinlemeyi böyle böyle öğrenecek Selim.

İşe gidenleri pencereden seyrediyor Sabriye. Sekiz tane on yıl görmüş, bu süre içinde gözlerinden ve çocuklarından birini kaybetmiş. Son gittiğinde ölememekten şikayetçi oldu doktora.

Sevgilisini aldatan Nihal, ağlıyor çocuğun karşısında. Nihal bir hamamda keşfetti suyun kandırma kuvvetini. Zaten aşık olan, inanmaya hazırdır her zaman.

Öğretmeninin altından şimdi kalktı Nermin. Sık sık olur böyle şeyler. Gelecekle ilgili hayallerin varsa, bir de başka yolu kalmadıysa piyano dersinden geçmenin.

Yaren it gibi titriyor Kadıköy’de. Ne konyak, ne kazak, hepsi hikaye… Kalbini serin bakışlı bir aşifteye açtıktan sonra, epey üşütmüş. En az bir yıl sürecek, sütyenine pamuk dolduran bu kızı unutup, iyileşmesi.

Genç şair Ayhan, vapurdan seyrediyor “Adria Bianca” adlı şilepi. Ayhan’ın başının üstünde bir grandi feneri, hayatı boyunca o aydınlatacak, sefalet içinde yürüyeceği yolu.

Kamil az önce doğdu. Hastanenin adını verdi anne-babası. Kırk yıl sonra hapse girecek Kamil, savunduğu fikirler rahatsız ettiği için, musluğun başındakileri.

Halının üzerinde uyandı Fatma. Çok dayak yedi dün gece, ölüyorum diye kapatmıştı gözlerini. Fatma’nın kocası dünyanın en eski işlerinden birini yapıyor. Kendisi pezevenktir on dokuz yaşından beri.

Seda çok sevmişti vefasız bir denizciyi. Herif bir italyan limanında suya attı Seda’nın kalbini. Seda dört yıldır bekliyor ama, gitti gider denizci.

Faik Paşabahçe’de cam ustası. Farkında olmadığı bir çocuğu var. Bir yıl önce tesadüfen sigara aldı oğlundan. Faik şöyle bir baktı, ama oğlu bakmadı O’na.

Son nefesini vermeden önce, dua etmek aklına gelmedi dilenci Hatice’nin. Renkli giyinmeyi severdi Hatice, bilhassa malum pembeyi. “Anne” oldu son sözü. Hatice’yi bulduklarında bir hafta olmuştu son sözünü söyleyeli.

Kerim ofisteki masasının başında, parlak planını gözden geçiriyor ve az sonra kendisini reddedecek olan kadına bakıyor.

Mehmet, “Memet” zannediyordu adını. Hiç imza atmadı, hiç namaz kılmadı, hiç ceket giymedi ve hiç görmedi babasını. Ayakkabıları şu anda Aksaray’da, bir caminin girişinde yeni sahiplerini bekliyor.

Aksaray’da Mehmet’in ayakkabılarının yanından geçiyor üç fahişe. Biri Ukrayna’lı ikisi bizden. Üç maymun gibi yaparlar işlerini. Bir kez baktılar mı adama, yüz kere tövbe etsen, yine kurtulamazsın günahtan.

Hasan kafasına, görece komik, ışıklı bir tac takmış. Fenerbahçe-Ankaragücü maçında satarken ışıklı zımbırtılarını, kendisine acıyarak bakan adama sıkı bir yumruk attı. “Sen tak da, ben seni seyredeyim ipne!” diyor. Dayanamıyor artık Hasan, dayanamıyor…

Palavracı Hamdi yine bir hikayenin içinde yere serdi beş kişiyi. Beş kişiyi dövmek kolay değildir, hikaye de olsa. Mahalleli yardımcı olur Hamdi’ye anlatırken. Hamdi de döver, hayal gücünün yettiği kadar.

Aklını nerede kaybettiğini hatırlamıyor Çetin. Şimdi bir hastanede elektrik veriyorlar sarman başına. Akıl almaz sorular soruyor babasına. Babası da oğluna baktıkça kendine soruyor dünyanın en garip sorusunu; Ölüm nedir? Yaşıyor mu şimdi benim oğlum?

Ali çocukları tahtaya kaldırır ve onları kalın bir sopayla, gülümseyerek dövebilir. Özel bir yetenektir gülümseyerek çocuk dövmek, edebiyat fakültesinde öğretmezler.

Benimse anlattıklarım tek tek gerçek olmayabilir, ama hepsi birden büyük bir gerçektir…

Tags
Share
Ozan Çınar

24 Articles Written

Commets

Leave a comment Html not supported