Yeraltından Yükselen Sesler

Günümüz dünyasında kısa öykü türünün anlamı, değeri ve önemi giderek artıyor. Özellikle genç yazarlar, kısa öykünün yaratıcı imkânlarını sonuna kadar değerlendirerek çarpıcı, sıra dışı ve özgün metinler oluşturuyor. Ozan Çınar da bu genç öykücülerden biri…Güzel sanatlar eğitimi alan Ozan Çınar, müzisyenlik yapıyor. Öykülerinde müziğin izleri ve müzik terimleriyle karşılaşıyoruz. Çınar, öykülerinin kurgusal yapısı ve metnin dokusunu oluştururken müzik bilgisini de değerlendiriyor.

İlk kitabı Mazgalların Altında’da sıra dışı bir dünyadan yükselen seslere dikkatlerimizi çekiyor. “Mazgalların altı”; yeraltını; çürümeyi, kötü kokuları, karanlığı, çöpleri, böcekler ve diğer zararlı mahlûkları,  belirsizlik ve tehlikeleri çağrıştıran bir ifade. Çürümenin kitabını yazmış Ozan Çınar. Toplumsal dokudaki çürümeyi birçok boyutuyla öyküleştirirken, aynı zamanda insan ruhundaki yeraltına inerek öykü kişilerinin içinde yer alan karanlık labirentleri göstermeyi, insanın ruhsal çelişkilerini, en eski, en ilkel korkularını, vahşi ve kötü yüzünü sergilemeyi başarıyor. Uygar ve şehirleşmiş bireylerin, toplumsal maskeyle ustaca gizledikleri kötücüllüğü gösteriyor.

Kentin kirini taşıyan yer altı kanalları üzerindeki “mazgallar”, bazen somut anlamıyla karşımıza çıkıyor. Bazen de “mazgallar” hem toplumun çürümüş toprağını, hem de bireylerin karakter yapısının vahşi karanlıklarını örten yönüyle soyut anlamlar kazanıyor öykülerde. Mazgalların arasından, karanlık, kötülük, vahşet, cinayet, hırsızlık ve her türlü suçun kötü kokuları yükseliyor. Mağdurların çığlıkları öykü atmosferinden geçip okurun yüreğine ulaşıyor.

Mazgalların Altında, Mikro Öyküler ile başlıyor. Bu öyküler çok kısa, minimalize edilmiş bir öykü evreni sunuyor. Her mikro öykü, bir mozaik parçası gibi, bütünü tamamlıyor.  Bu öykülerde günlük hayattan küçücük yaşam kesitleri, yanıp sönen ışık parçaları gibi yer alıyor. Birkaç cümleden oluşan mikro öyküler, modern teknolojinin sunduğu elektronik yazın ortamıyla da uyum sağlıyor. Her biri bir insan hikâyesini içselleştiren, kendine özgü susku ve boşluklarla anlamları çoğalan mikro öykülerdeki bazı kişilerin ya da durum ve olguların, kitabın başka öykülerinde yeniden göründüğü, tekrarlandığı ya da genişletildiği gözden kaçmıyor. Yaratıcı bir okuma eylemi gerektiren mikro öykülerde, yazar kitabın öteki öyküleri arasında gizlediği anlamsal bağların keşfine çağırıyor bizleri. Bu nedenle, sayfalar ilerledikçe yeniden başa dönüp bakmak gerekiyorBu noktada William L. Randall’ın “Bir hikâyeyi ileriye doğru okur, geriye doğru anlarız.” sözünü “Bir hikâye kitabını…”diye başlatarak yorumlamamız mümkün. “Hayri’nin bu dünyaya ait olmaya bir mesleği var. Kendisi öykü figüranı.”  sözleriyle başlayan bir mikro öykü, birkaç cümleden sonra “ne yaparsanız yapın, bir diğer öyküden hatırlayamazsınız kendisini.” diye bitiyor. Ama dilerseniz kitabın içinde öykü figüranı Hayri’nin keşfine çıkabilirsiniz.

Kitaptakilerin çoğu bir iki sayfayı geçmeyen, ilginç, etkileyici ve çarpıcı kurgularla oluşturulmuş modern kısa öykü örnekleri. Öykülerin çoğunda “gölge, karafatma, elektroşok, kâğıt gemiler” gibi imgelerin tekrarı da dikkati çekiyor.

Bütün Mesailerede çalışan insan manzaralarına farklı bakış açılarından tanık oluyoruz. Sezgin, kendi iç sesini dinliyor; bu ses, Sezgin’le birlikte kentin damarlarında dolaşıyor.

Nazmi ve Üşüyen Battaniye evsiz bir meczubun trajedisini ve aynı zamanda insanların güçsüzler karşısında ne denli acımasız ve alaycı olabileceğini dile getiriyor. Dım Tıs, müzik öğeleri taşıyan, ıssız ve tekinsiz bir atmosferde, bomboş ve sonsuz tarlalarda, serap gibi bir benzin istasyonunda geçen ürpertici bir öykü. Korku ve ironi sarmalında gelişen olaylar, öykü bitiminde sona ermeyerek zihin ve muhayyilemizde devam ediyor.Kırk Adım’da cani ruhlu, takıntılı bir adamın yeraltı treni merdivenlerinde her gün gördüğü sefil bir evsize yönelik cinayet planını kanımız donarak okuyoruz.

Kitabın en özgün metinleri bence Emprovizasyonlar başlığını taşıyor. Yine mikro öykü tarzında yazılan öykülerin her biri bilinçaltını ortaya çıkaran parçacıklardan oluşuyor. Deneysel, sürrealist bakış açısıyla yazılmış bu öykü metinleri doğaçlama izlenimi bırakıyor. Bilinç akışı tekniği uygulanarak kahraman ya da anlatıcıların zihinlerinden geçenler, dil kurallarının zincirleri kırılarak özgürce aktarılıyor. Bir anlamda, “İnsanın yeraltısı” olan bilinçaltı, doğaçlama cümlelerin “mazgallarından” geçirilerek dışa vuruluyor böylece. Ne kadar karanlık ve kokuşmuşluk varsa ortaya dökülüyor; insan eleştirisinden sistem eleştirisine geçiş yapılıyor.

Kitaptaki 25’ten fazla öyküde ele alınan olay ve kişilerin çoğu  “üçüncü sayfa”dan çıkmış gibiler. Ölüm satırlarda gezinirken, intihar, cinayet, hırsızlık, uyuşturucu kullanımı gibi gerçeklere, Azrail’le röportaj gibi ürperten düşsel izleklere yer verilerek, çok parçalı bir toplumsal fotoğraf sunuluyor. Fotoğrafın tümünü algılayıp değerlendirmek okura bırakılıyor. Yazarın meselesi bence sistemin adaletsizliğinden kaynaklanan toplumsal çürümüşlüğün birey üzerindeki olumsuz etkilerini öyküleştirerek, birey- toplum diyalektiğindeki karanlıklara ve uçurumlara dikkat çekmek, sistemin insan toplumunu nasıl bir çirkefe dönüştürdüğünü göstermek… Suçun arka planı üzerinde düşünmemizi sağlamak… Bütün bunları çarpıcı, yaratıcı öykü kurguları içinde sunarak yaşamı öyküleştirmenin yazınsal gizemiyle okuru buluşturmak…

Mazgalların Altında,  dikkatle okunup yorumlanması gereken bir kitap…


Hülya Soyşekerci


(Radikal Kitap 04.10.2013)

 http://kitap.radikal.com.tr/Makale/yeraltindan-yukselen-sesler-374744

(*Mazgalların Altında, Ozan Çınar, Raskolun Baltası Yayınları, Haziran 2013, 160 s.)

Tags
Share
Ozan Çınar

24 Articles Written

Commets

Leave a comment Html not supported