Sabri’nin Son Sözleri Üzerine

Sabri'nin Son Sözleri Üzerine

Bana da oluyor Sabri. Ara sıra ben de böyle şeyler yazıyorum. Dünya bizi görsün istiyoruz. Yörüngede dönen bir uydu yahut güneşi yansıtan kırık bir cam parçası gibi beklenmedik bir anda göz kamaştırmak istiyoruz.

Aslında ikinci bir romanın yok. Yazdığın tek kitaba neden “ilk romanım” dediğini ikimiz de biliyoruz. Bir de Cihan’a sarmışsın bu aralar. Cihan tam bir pisliktir. Sen gerçek hayatta onunla tanışmadığın için bilmezsin. Önce iyi okullarda bizleri nasıl düdükleyeceğini öğrendi, sonra yazmayı. Ya biz Sabri, hiç düşündün mü? Çok mu güzeliz? Çok mu yetenekli?

Sevilmedik evet. Sadece denendik. Başkalarının zaferlerinin altında kaldık. Ağırlıklı yıl sonu ortalamalarının, ödüllerinin ve kanamadıkları birinciliklerin altındayız bizler. Onların yükselişiyle övünüyor babalar, anneler ve bahçede volta atan nöbetçi öğretmenler. Onları bekliyor seksensekiz katlı binanın koridorlarında, tolerans eşiğinde çılgınlıklar yapan damat adayları. Aydaonbini ikiyle çarpmayı bekliyorlar. Onları bekliyor sokak ortasında, mutfak tezgahında ve iskele gişelerinde yüz üstü bıraktıkları hayaller. Bizimkiler…

@sbr_ksc dünya bu moruk, bazıları da hediye ettiğin tişörtü yatarken giyer.

Farkındayım. Ara sıra yaklaşıyor. Dolaptaki ilaçları kıpırdatıyor yerinden. Doğalgaz vanasını kurcalıyor, ayakkabı bağcıklarımı söküyor. Dur diyorum, daha değil. Zamanı geldiğinde söz, ben seni bulucam. Ve yanıldıkça diğerlerine karışıyorum. Beni alıyorlar ellerinin üstüne, otobüse binmeyi öğretiyorlar. Çamaşır asmayı, balık seçmeyi, para üstü almayı ve kart basmayı. Tamam be diyorum, oluyor işte. Ayaklarım beyaz. Ve göstermek istediğim kızlar var.

Bakarsın bir gün bizim de ismimiz girer iki dudağın arasına.
Bulaşıklar yıkanırken birden bire söyleniverir.
Sesli ve sonradan utanılmak üzere.
Ve evlerinin bi’ sokak altında öpülen kızlar!
Bizlerden, babalarının kıytırık dedikleri çocuklardan öğrenirler aşkın emcekaresini. Bunun için dünyadayız işte. Bunun için ıslatıyoruz saçlarımızı.

@sbr_ksc Hüznümüz dünyayı değiştirmiyorsa Sabri, belki de yanlışımız var.

Peki ya filtreli fotoğraflarda gördüğümüz o hep mutlu yalnızlar ordusu bir gün bize karşı savaşırsa? Ben korkuyorum açıkçası. Bunca sahtekarlığın bir araya gelmesi ve mutsuzluğun yastık kılıflarının içine ötelenmesinden korkuyorum. Ölmüş madencilerin silinmemiş profil fotoğraflarından korkuyorum Sabri. Tıpkı yazdıklarını okuduğumda hissettiğim gibi, gerçeğin hep bir adım önde olmasından…

Dün görmedin, Yasemin de geldi. Fatih’le Sevil koluna girmişti. Ayakta duramıyordu. Epey yıpratmış kendini. Gözleri şişmiş. Sen “güneş gözlüğü sana yakışmıyor” demiştin buna bir keresinde. Çok bozulmuştu. Belki de o yüzden gözlüksüzdü. Keşke onu affetseydin. Dövündü durdu. “Böyle mi görüşecektik?” dedi bana. Ben de her zaman yaptığım gibi suçu hemen sana attım.

Nazım’ın Nezval için yazdığı şiiri okudular yanında. Çok seviyorsun diye. “Yapmayın şöyle şeyler” dedim dinletemedim. Şiir bitti, Yasemin bayıldı. Ben de kötü oldum. Sonra Arapça bir şeyler başladı. Uzaktan izledim. Senin şu çok bilmiş akrabalarından da gelenler oldu. Bizim çocuklar kibar davranmaya çalıştıkça ukalalığa soyundular orda. Bilirsin, onlara biraz incelik gösterirsin ve hemen sana ne yapman gerektiğini söylerler.

Ne çok var bu insanlardan. Sürekli şikayet edip duruyorlar. Onları dinler ve aslında bir dertlerinin olmadığını fark edersin. Karşılaştırılmaktan hoşlanmamalarının sebebi de bu. Başkalarının acılarını dinlemek ya da anlamak istemezler. Çok karmaşık, bol sebepli, bol düğümlü ve bizlere birkaç beden bol gelecek sorunları vardır. Aslında bilmem ne olmak istemişlerdir ama paşa babaları engel olmuştur. Aslında öbür çocuğu sevmişlerdir ama pamuk anneleri araya girmiştir. Çalıştıkları yerlerde de hep haksızlığa uğrarlar. Herkesten daha hızlı öğrenmelerine rağmen hak ettikleri yerde değillerdir.

Hak etmek onlar için Dünya’da bir yerdir. Orada yaşayacakları rahat hayat için herhangi birimizi bıçaklayabilirler. Birinci olmasalar bile birincilikleri son anda yapılan bir haksızlıkla ellerinden alınmıştır. Fasulyenin kilosunun dört lira olması gibi gerçeklerden sıkılırlar. Onların kendi yarattıkları gerçekler vardır. Ve ne garip ki bu insanların en iyi saklandıkları yer şiirlerin, şarkıların ve kuşların arkasıdır.

Kitabın satmıyordu. Bakalım şimdi ne olacak… “Bizi de öldükten sonra mı anlayacaklar?” deyip duruyordun. Biliyor musun hiç merak etmiyorum. Senden sonra ne olacaksa benden sonra da o olur. Atom daha küçük parçalara bölünür ve ders kitapları yeniden değişir. Galaksiler birleşip daha büyük cehennemler kurarken bizim burada “Çok yıldız var bu gece, deprem meprem olmasın?” diyecek birileri bulunur. İstasyonları yine yolculardan çok şairler kullanır, kadınlar iyi adamların ne işe yaradıklarını öğrenmeye devam eder ve sevgilim “Orda! Orta çekmecede!” diye seslenecek başka birini bulur. Biz de vazgeçilmiş şeylerin saklandığı bilgisayar klasörlerinde ya da renkli kutulardaki küçük eşyalarda yaşamaya devam ederiz.

Hem anlaşılmadığımızı düşünmüyorum ben. Böyle kararlı bir şekilde görmezden gelmelerinin başka bir açıklaması olamaz. “Meşhur olalım severler” diyordun. Benim meşhur olabilecek kadar eskimiş şeylere tahammülüm yok moruk. Bana ait bile olsalar…

Şimdi asıl mesele senin suskunluğundan kurtulmak. Nasıl yapacağımı bilmiyorum. Peşinden gelmeye kalksam, daha ilk adımda vazgeçiyorum.

@sbr_ksc gerçek ve hayal gücü birbirlerine o denli yakın ki bazen bir şeyi düşünmek, onu yapmaktan çok daha büyük cesaret gerektiriyor.

Belki de sen haklıydın; Doğru istasyonda ama yanlış yönde bekliyorduk. Belki de yıllardır sağır bir tanrıyla vakit kaybediyorduk, belki de anılarımız bile dayanamayıp sonunda değişeceklerdi, belki de komik videolu aşklarımızla barışık yaşamayı öğrenecektik, belki de konuşabilseydik kafanı ölüm hanımın göğsüne yaslayıp o rahat uykuya dalmayacaktın. Gördün mü bitmiyor…

Tags
Share
Ozan Çınar

24 Articles Written

Commets

Leave a comment Html not supported